Hayat Bir Oyunsa O Zaman Gülümsemeye Ne Dersin?

Hayat bir oyunsa o zaman gülümsemeye ne dersin? Mindful bir şekilde tabii ki….

Küçük oyunlar oynamayı seviyorum. Hayata bir oyun gibi bakmak, belki parçalara ayırmak bana iyi geliyor en azından bana.

Şöyle bir oyun oynardım eskiden; günde en az üç kişiye gülümsemek ve “günaydın” demek. Hatırlıyorum da bu oyunu oynarken epey arkadaşlık kurdum mahallemizde yaşayan insanlarla.   Sadece kapının önünde kızımla okul servisini beklerken gördüğüm ve gülümsediğim, günaydın dediğim insanlarla sohbet eder oldum.  

Hatta oyunum için şöyle bir hedef koymuştum kendime; yolumun üzerinde bir alt geçit var, onun çıkışında tezgah açmış bir amca vardı, eski kitaplar, mendiller satan. Son derece asık suratlı, huysuz görünümlü bir amca. Dedim ki kendi kendime, eğer onun gülümsemesini sağlarsam ben bu oyunu kazanırım. Ve her sabah ruh halim nasıl olursa olsun,  önünden her geçtiğimde ona en neşeli halimle “günaydın” diyerek gülümsemeye başladım. Bazen başını kaldırmadı, bazen hamurdandı biraz ve günler geçti. Yavaş yavaş gülümsemeye başladı, sonra arada yavaş yavaş başını kaldırmaya başladı ve bir gün gülümsedi ve hatta günaydın demeye başladı!  Bir süre sonra “epeydir geçmiyorsunuz buradan”,  “her şey yolunda mı”,  “işler nasıl” şeklinde sohbet eder bulduk birbirimizi.

Bu benim küçük oyunumun kazançlarından biriydi. Şimdi her seferinde yanından geçtiğimde sohbet ettiğim, hatırını sorduğum veya benim hatırımı soran biri var. 

Hayat bir oyun ve biz kendi oyunumuzun hem yazarı hem yönetmeni hem başrol oyuncusuysak bunu istediğimiz gibi yapmak bizim elimizde aslında.

Ruh halimiz nasıl olursa olsun 🙂

Son eklenenler