Düşünüyorum, öyleyse varım!

Decartes’ın bu meşhur sözü geldi aklıma Hundertwasser’in “balkanların üzerinde İrinaland” eserine bakarken. Bu altın yaldızla çevrelenmiş gözler ne düşünüyor acaba diye geçti aklımdan, bu manzaraya, bu topraklara bakarken.
Balkanlar yemyeşil doğası, bereketli topraklarıyla çekici; yaşadığı ve yaşattığı acılarla da hüzünlü ve bir yandan da uzaklaştırıcı bir yer. Resmin ortasındaki sapsarı tepeler buğday tarlaları olabilir, kurumuş ekinler de olabilir. Sıcaktan, güneşten veya bakamamaktan kurumuş… Rengarenk evler, tüm acılara inat dimdik ayakta duruyor. Var oluyor.
Çünkü insan öyle. Tüm acıların içinde, ızdırabın ortasında var olma, bir şekilde hayatta kalma, duruş sergileme ihtiyacı var. Bilerek ya da bilmeyerek. Bu rengarenk evler bana bunu hatırlattı. Hayatın içindeki neşeyle, eğlenceyle, mizahla ve canlılıkla acıya, ölüme, korkuya rağmen duruş sergilemek.
Ve altın çerçeveli gözler sadece izliyor. Tüm olanı biteni, düşünceleri, yaşananları, hissedilenleri… Nötr bir şekilde izliyor.
Burun delikleri de var. Bence tüm bunlarla birlikte nefes alıp veriyor. Tüm yaşadıklarımız ve hissettiklerimizle nefes alıp verebilmeyi, onlarla birlikte olabilmeyi öğrenmiyor muyuz? Her şey insan için… her şey… Bizim için.
Dudakları var, mavi. Sanki oksijensiz kalmış, nefes alamamış gibi. Ve hafif aralık. Belki söyleyecekleri var, belki de söylemek isteyip sustukları.

Şu anda sadece nötr bir gözlemci. Ben bunların tümüyüm, düşünüyorum, gözlemliyorum… Her şeyi… İstisnasız her şeyi… Hepsi içimde ve dışımda… Düşüncelerimin düşünce olduğunun da bilincindeyim. Ben tüm düşüncelerime, hislerime, duygularıma, algılarıma içimde yer verenim. Ve bunların farkındayım. Öyleyse varım!

 

 

Görsel: IRINALAND OVER THE BALKANS – Friedensreich Hundertwasser

Son eklenenler