KAPI ARALIK

Kulağımda Beatles çığlık çığlığa bağırıyor HELP!

 

Yardım et! Birine ihtiyacım var.

Yardım et! Öyle herhangi biri de değil.

Yardım et! Birine ihtiyacım olduğunu biliyorsun.

Yardım et!

 Küçüklüğümden beri Beatles hayranıyım ve en az sevdiğim şarkılarından biriydi bu, ta ki geçen gün kulağıma tekrar çalınıncaya dek. Yardım istemek ne demek, ne alaka, insan kendi başının çaresine bakmalı, kimseye muhtaç olmamalısın düşünceleri herkeste olduğu gibi ben de ziyadesiyle mevcuttu tabii. Bu tip durumlarda burnum düşse dönüp bakmaz, kendi kendime Amerika’yı yeniden keşfetmeye uğraşırdım. Tek başına her gün kayayı dağın tepesine yuvarlaya yuvarlaya çıkartmaya çalışan Sisifos gibi yaşardım hayatı. Ve çok güçlüydüm ben, kendi ayaklarımın üzerinde duruyordum, hiç kimseye, hiçbir şeye müdanam yok filan. Ufff!

Hatırlıyorum, yıl 2011, soğuk bir Cumartesi sabahı, kızımı voleybol antrenmanına götürmüştüm. Belim tutuk günlerdir, hiç sebepsiz. Her adımda gözümden yaşlar geliyor ağrıdan. Doktorum kesin yatak istirahati verdi. Ama çocuğumun antrenmana gitmesi lazım. O doktor ne anlar. Tabii ki ben götüreceğim. Çünkü ben fedakar, cefakar, harikulade bir anneyim. Önce yavrum. Hıh!

 Gittik. Spor salonu iki kat aşağıda. İndim merdivenlerden. Kapının önünde, spor salonu ile soyunma odaları arasında minik bir koridorcuk var, iki tahta sıra koymuşlar çocuklar su içerken otursun diye. Çöktüm tahta sıraya ağrıdan nefes nefese. Kızımın antrenman başlamadan önce çantamdan çıkarıp yanıma bıraktığı -ağrıdan çantamı açıp bir şey almaya halim yok ki- kitabı aldım elime, okumaya başladım. Ohhh bir buçuk saat dinlenir eve dönecek gücü toplarım diye düşünüyorum. 10 dakika geçti geçmedi, susadım. Yanımda su yok. Nasıl susadım anlatamam, ağzım boğazım kupkuru. Karşımda su dolu bir sebil var, baktıkça dilim damağım daha da kuruyor, kalkıp su almaya gücüm yok. Yok. O kadar.

Ne yapabilirim diye düşünüyorum. Birine mi seslensem, kimse yok ortalıkta. Yavaş yavaş kalkmayı denesem, olmuyor. O sırada diğer grubun antrenmanı bitti, çocuklar soyunma odasına koşarken bir iki anne indi aşağıya. Gülümsedik tabii her medeni insan gibi, selamlaştık. Anneler aralarında konuşmaya başladılar.

Acaba su istesem mi? Ne kadar zayıf görünürüm? Hakkımda ne düşünürler? Arkamdan ne konuşurlar? Yok istemeyeyim. Ama çok susadım. İsteyeyim ne olacak. Yok yok. Olmaz. Aaaaaaa!!

 “Afedersiniz” diye seslendim cılız titrek bir sesle. Döndü annelerden biri, ne duyduğunu anlayamamış gibi etrafına bakındı. Sesim o kadar titrek, utanç içinde. “Merhaba” dedim tekrar. Gülümsedi, “Merhaba”. Utana sıkıla, binbir açıklama ile bir bardak su istedim. “Tabi ki, memnuniyetle” dedi, verdi. Bitirdim hemen, bardak minicik. Tekrar doldurdu, “Yanınızda dursun” dedi. Minnetle baktım gözlerine, teşekkür ettim. O anki kırılganlığımı, savunmasızlığımı, minnetimi, şükranımı anlatmam mümkün değil.

 Belki küçücük bir olay, önemsiz, belki buna bu kadar takılmam saçma. Ancak o gün bir şey oldu. Ben hiç tanımadığım birinden, hatırlayabildiğim kadarıyla hayatımda ilk kez yardım istedim. İlk kez. Etrafıma ördüğüm o güçlü kadın duvarında bir çatlak açıldı. Suların tazyikle çatlaktan akın etmesi gibi bir şey yularından boşalıp akmaya başladı.

 Bir şey oldu, bir şey kırıldı bende, ne bilmiyorum. Ben yardım isteyebilen bir hale geldim. Zaman içinde tabii. Kendimle savaşa savaşa, mücadele ede ede her seferinde.

 Şarkı devam ediyor:

Ben gençken, bugünden çok daha gençken

Hiçbir şekilde kimsenin yardımına ihtiyaç duymazdım

Ama artık o günler geçti, o kadar kendimden emin değilim,

Şimdi fikrimi değiştirdiğimi, kapılarımı açtığımı görüyorum.

 A aa! Bu ben işte. Artık kendimden o kadar da emin değilim. Her şeye yetemiyorum, her şeyi bilemiyorum ki. Artık kendime dair hissiyatım tam da; kapıları açmaya başladım. Kapı sımsıkı kapalı olmayınca, aralık olunca yol iki yönlü. Çıka-dabilirim, biri gire-debilir. İki yönlü.

 Şimdi hayatım pek çok yönde değişti,

Bağımsızlığım ince bir sisin içinde kayboluyor gibi

Ama zaman zaman öyle güvensiz hissediyorum ki

Sadece sana ihtiyaç duyduğumu biliyorum, daha önce hiç olmadığı gibi.

 

Yardım et, iyi hissetmiyorum.

Etrafımda olduğun için teşekkür ederim.

Lütfen bana yardım eder misin, lütfen.

 Aynen, ben de bir çok yönde değiştim artık. O antrenman salonunun tahta sırasına çökmüş kalmış çaresiz kadın değilim. Ve artık daha güçlüyüm, biliyorum. İhtiyacım olduğunda yardım isteyebiliyorum, ve bu, ben de yardım edebiliyorum demek benim için. Kapı iki yönlü, hem içeri hem dışarı.

Kapalıyken bir şey de olduğu yokmuş aslında.

Son eklenenler