Yangın Alarmın Çalışıyor mu?

Mindfulness’ın özü şimdiki an farkındalığı açık bir görüşle, açık bir kalple. Kulağa çok kolay geliyor değil mi? Ancak araştırmalar ve de pek çok kişisel deneyim gösteriyor ki aslında oldukça zorlayıcı. Bizi şu andan uzaklaştıran, dikkatimizi şu andan çeken pek çok dış uyaran var. Telefonlar, e- mailler, diziler, bir sürü şey… Ve içimizde de sayısız düşünce var. Biz günlük hayatımızın çoğunda bu düşünce treni ile birlikte yaşıyoruz, gerçekten bu trene bindiğimizin farkında bile olmadan.

Mindfulness ile ne yapıyoruz? Şimdiki an’a geri dönmenin pratiği yapıyoruz. Tekrar tekrar… Tekrar tekrar… Çünkü şimdiki an da var olmak, tıpkı hayattaki pek çok şey gibi pratik istiyor. Bunun için çalışmak gerekiyor. Aksi takdirde gayet iyi tanıdığımız kalıplara, yani; dikkat dağınıklığı, endişe kalıplarına geri dönmek, bu tuzağa düşmek çok mümkün.

Mindfulness ile biz dikkatimizi eğitiyoruz. Var olmayı, şimdiki anda var olmayı ve nezaketimizi eğitiyoruz. Nihayetinde mutluluk için eğitim alıyoruz.

Günümüzde doktorlar, terapistler, koçlar, eğitimciler tarafından öğretilen, bahsedilen Mindfulness formu 1970’lerin sonunda Massachusetts Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Jon Kabat-Zinn tarafından kurulan ve öncülüğü yapılan Mindfulness Temelli Stres Azaltma Programı’na dayanıyor. İsminden de tahmin edebileceğiniz gibi programın ana odağı stresimizi azaltmak. 40 yıla yakın zamandır yapılan araştırmalar artık şunu destekliyor; Mindfulness pratikleri yapmak belirgin bir şekilde stres seviyemizi azaltıyor, depresyon ve endişe seviyemizi azaltıyor.

Pek çok beyin görüntüleme yöntemleri ile yapılan araştırmalar gösteriyor ki; Mindfulness pratiklerini düzenli olarak yapmak, bizim strese bağlı oluşan duygularımızın oluşturduğu nöral yolları değiştiriyor, daha farklı yanıt vermemizi sağlıyor. Ayrıca Mindfulness pratiklerinin kan basıncını azalttığını gösteren pek çok çalışmalar var. Bedenin bağışıklık sistemini güçlendirdiğini gösteren araştırmalar mevcut. Uyku kalitesini arttırdığını gösteren araştırmalar var. Ve bunların hepsi bizim stres düzeyimizi etkiliyor. Bir başka deyişle; bizim stres düzeyimiz bunların hepsinden de etkileniyor. Yani, derin bir nefes almak bütün araştırmaların ve büyüklerimizin de söylediği gibi bizi gerçekten rahatlatıyor, destekliyor.

İşin aslı biz stresimizi yönetmede pek de iyi değiliz. Yapılan bir araştırma göstermiş ki; stres yönetimi pratikleri ile insanların yüzde yirmisinin hiç alakası yok. Yarısı da demiş ki; belki ayda bir kullanıyorlar ya da kullanmıyorlar. Ancak stres yönetimi ile ilgili pratik yapanlar da, genellikle başka bir takım yollara yönelmiş. Bunların çok azı egzersiz yapmak, sevdikleriyle bağ kurmak gibi sağlıklı stratejiler kullanırken büyük bir kısmı potansiyel olarak zarar veren başa çıkma mekanizmaları kullanmakta. Alışveriş yapmak gibi, yemek yemek gibi, aşırı televizyon seyretmek ya da internet kullanmak gibi…

Sanırım problemin bir parçası şuna dayanıyor; biz bedenimizin stres yanıtı ile ne yapacağımızı, nasıl çalışacağımızı bilmiyoruz. Bu bize hiç öğretilmemiş. Bedenin stres tepkisi olarak “savaş veya kaç veya don yanıtı” ortaya çıktığında yıllar önce ilk insanlar zamanında ne yapılacağı belliydi. Tehlikeden ya kaçacaksın, ya savaşacaksın ya da uygun bir yer bulup donup kalacaksın ki görülmeyesin. Ancak modern dünyada biz bununla nasıl başa çıkacağımızı bilmiyoruz. Bedenden gelen bu temel dürtüyle ne yapacağımızı, günümüzün tehditleriyle nasıl başa çıkacağımızı bilmiyoruz.

Bizim doğal stres yanıtımız, seyrek olarak aktive olmaya ayarlı. Bedenin doğal stres yanıtı aslında seyrek olarak ve çok kısa süreler için uyarılmalı. Mesela, evdeki yangın dedektörü gibi. Gerçekten yangın olduğunda çalışmasını istiyoruz değil mi? Yangın alarmının sürekli, en ufak bir şeyde öttüğünü düşünsenize. Bedenin stres yanıtı için de aynı şey geçerli. Her yemek yaptığınızda ya da her ısı arttığında yangın alarmı çalsa insan çıldırır, çıldırmaz mı? Sürekli tetikte, sürekli bir daha ne zaman olacak diye bekler oluruz yangın alarmını. Bunun kendisi zaten stres yapar. Bedenin stres yanıtı da böyle aslında.

Günümüzde biz de böyle yaşamıyor muyuz? Sürekli tetikte, sürekli uyanık, ne zaman, nereden bir tehlike gelecek? Bir sonraki alarm ne zaman olacak diye? Her günü bir kriz gibi deneyimlersek bedenin stres yanıtını sürekli olarak uyarmış oluruz. Bu da fiziksel olarak bizi hep stresli, hep gergin hale getirir. İşin acı tarafı; bu hale nasıl geldiğimizi fark bile etmiyoruz. Ta ki kendimize biraz sessiz, biraz sakin zaman ayırana kadar. Ki bunu da çok ender yapıyoruz.

Peki, Mindfulness ile ne yapıyoruz? Bedenin stres yanıtını yumuşatmak için fiziksel egzersizler öğreniyoruz. Derin nefesler, nazik hareketler, kolay duruşlar ve hayatın taleplerini karşılamak için bilişsel stratejiler öğreniyoruz. Beden sistemleri ile ve bedenin yanıtları ile çalışabilme becerileri elde ediyoruz. Tepkilerimizin, dürtülerimizin esiri olmadan akıllı seçimler yaparak, yanıt vererek.

Mindfulness hayatımızdaki stresleri ortadan kaldıramaz. Hiçbir şey yapamaz bunu. Ancak Mindfulness ne yapar? Bize çok güçlü teknikler verir, pratikler verir. Öyle ki, biz bu stres faktörleri ile beceri ile yaratıcı bir şekilde başa çıkabiliriz. Stresle arkadaş olarak yaşayabiliriz.

 

Son eklenenler